hakkında

Galata Kulesi

Selim İleri’nin ifadesiyle ‘kaybolan, değişen, özelliğini, anlamını yitiren şehir’, İstanbul’un sokaklarını gezip dolaşırken karşılaştığım manzaralar tarih öncesinden kalma paha biçilmez şehre ne ölçüde saygı duyduğumuzu gözler önüne seriyordu.  Eski yapılar arasına iliştirilmiş yeni yapılar, kendi kaderine terkedilmiş harabeler, tarihi yapılara reva görülen akıl almaz muameleler, kısaca İstanbul’un dış cephesinin kahir ekseriyetine hakim olan ruhsuzluk ve perişanlık hali idi karşılaştıklarım.

Bakışlarımı hangi noktaya çevirsem, gözlerimin önünde beliren acayiplikler, âdeta göçüp gitmek, yitmek üzere olan bu güzellikler ile birlikte bu şehir de elden avuçtan gidecek herhalde diyordum. Bir yerel seçimdi ve siyasi partiler seçim kampanyaları nedeni ile çıldırmış, her boş buldukları yeri parti bayrakları ile donatıyorlardı. İşte o seçim kampanyasıyda, Unkapanı’ndan Aksaray’a yol alırken bütün heybeti ile sizi selamlayan tarihi Bozdoğan Kemeri’nin, bir partiye ait bayrak tarafından tamamıyla işgale uğrayışını izledim. Aynı gün Kocamustafapaşa’da rastladığım tarihi çeşmeye paslı zincirlerle bağlanmış belediyeye ait çöp konteynırının yanından geçtim. Hergün başka absürtlükler birbirini izlemeye başlamıştı, zira İstanbul’a her bakışımda elimde olmadan kendimi İstanbul’un yitip gitmesine sebep olanları eleştirirken buluyordum.

Bozdoğan Kemeri

Yoksa bardağın dolu yanından ziyade boş yanı ile uğraşan ümitsiz bir vakaya mı dönüşmüştüm. Belki de bir şeyler yapmak lazımdı. Evet o halde bir şeyler yapmak, hatta evet bir şeyler yazmak lazımdı.

Gelişen teknoloji ile avucunun içerisine yerleştirip sayesinde dünyaya bağlandığın, üstelik gömleğinin cebinde her adım attığın yere yanında taşıdığın ufacık harika cihazların ‘sadırda değil satırda’ kalmasını istediğin şeyleri kayıt etmesi sayesinde gerçekten bir şeyler yapılabileceğini düşünmeye başladım.  Üstelik bu cihazlar o kadar harikalardı ki haykırmak ve tüm dünyaya duyurmak istediğin şeyler için tek bir dokunuş yeterliydi. O halde neden İstanbul’u seyrederken canını sıkan bir manzara dünyanın her yerinden ulaşılabilen bir ‘blog/günlük’te bir ‘entry/yazı’nın anafikri olmasındı. Neden aynı duyguyu paylaşan başka başka insanların hislerine tercüman olunmasındı. Neden onların da yorumları ve yazıları ile ortaya çıkan güçlü ses, belki yarın biryerlerde bir devletlünün ya da bir kudretlünün doğru bir adım atmasını sağlamasındı.

İşte bu günlük, bu mülahazanın eseri olacak. Umarım doğru bir şey yapmış olurum, umarım burdan yükselen ses bir yerlerde yankı bulur, bulur da İstanbul yol yakınken kurtulur…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s